No Image Available

Simyacı

 Yazar: Paulo Coelho  Yayınevi: Can Sanat Yayınları More Details
 Açıklama:

Can Sanat Yayınları’nın 149. Baskısı olan kitap, 188 sayfadan oluşmaktadır.

Tüm dünyada çok satan kitaplar arasında olan bu kitabın sırrı ne?
Bana göre, herkesin hayatının bir anında sorduğu önemli soruyu soruyor olması, hayatın anlamı nedir? Yaşamımın amacı ne?

Kitap, Yeni Ahit’ten bir alıntı ile başlıyor, bu alıntıda bana göre ying yang felsefesinden yingi çağrıştırıyor, eylemsizlik, aslında kitabın sonunu düşününce de benzer eylemsizliği dile getirdigi düşünülebilir.
Öndeyişte ise Narkissos ve gölün benzerliğini anlatan başka bir kısa hikaye yer alıyor. Bu kısmın neden yazıldığını anlamak pek kolay değil, benim fikrim aslında herkesin odağının kendisi olduğuna yapılan vurgu diyebiliriz.

Birinci Bölüm
Kitap bir yıl önce, kahramınımız çobanın, Santiago’nun, koyunlarının yününü sattığı tüccara gitmekteyken başlar, tüccarın kızını düşünmektedir, heyecanlıdır. Ailesi rahip olmasını beklerken o dünyayı gezmek istemektedir, babası bunu anlayışla karşılar ve ona sürü alması için altın verir, der ki “en iyisinin bizim şatomuz, en güzel kadınların da bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş”

Tarifa’ya gelen çoban oradaki meşhur bir falcıya gider. Falcı çobanın rüyalarını yorumlar ve Mısır’a gitmesini söyler. Bu basit yorumdan pek memnun olmaz, meydana gider, otururken yanına yaşlı bir amca gelir, yaşlı adam yazgının yalan olduğunu söyler. Yaşlı adam kendisinin Şalem kralı olduğunu söyler, bunu ispatlamak için de Santiago’nun geçmişindeki herşeyi ona aktarır. Sonra insanın yazgısını kendisinin belirlediğini ifade etmek için şunu söyler: “Kim olursan ol, ne yaparsan yap, bütün yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman, Evren’in Ruhu’nda bu istek oluşur. Bu senin yeryüzündeki özel görevindir”

Santiago, koyunlarını satıp Mısır’a gidip hazineyi bulmaya karar verir, koyunlarından altısını krala verir, karşılığında Urin ve Tummim taşlarını alır, karar vermesine yardımcı olacak taşlardır bunlar. Kral ona bir de hikaye anlatır, Mutluluğun gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan. Kral çoban gittikten sonra düşünür, herşeyin boş, bomboş olduğunu düşünür.

Santiago, Afrika’ya geçer, bir kahvede otururken, rehber olduğu dolandırıcıya tüm parasını gösterir, iki deve almak için pazara giderler ama pazarın kalabalığından dolandırıcı gözden kaybolur. Umutsuzluğa düşer, insanlara güvenini yitirir. Kendisinin de herkes gibi olduğunu düşünür, dünya gerçeklerine oldukları gibi değil de olmalarını istediğim gibi bakıyorum der.

Taşları aklına gelir, hazinesiyle ilgili bir soru sorduğunda taşlardan biri düşer, torbasının delik olduğunu farkeder, bazı şeyler sorulmamalıdır, o an kendi kararlarını kendi almaya karar verir. Herşeyi olumlu yönden yorumlamaya başlar.

Sabah olunca, gülümsemesi Yaşlı Kral’a benzeyen bir şekerlemeciye yardım eder, orada simgesel dilin önemini düşünür, bu dili anlamak için sabırlı olmalıdır.

Billuriyeci bu arada hayatının ne kadar sıkıcı ve tekdüze olduğunu düşünmektedir, o sırada vitrinine bakan parasının olmadığını tahmin ettiği genci görür, genç billuriyeciye vitrindeki kristalleri silmesi karşılığında karnını doyurup doyuramayacağını sorar, billuriyeci sessiz kalınca, tüm kristalleri siler ve ardından iki kristal satılır, billuriyeci genci, yani Santiago’yu yemeğe götürür. Santiago, piramitlere gidecek parayı biriktirmeyi düşünmektedir ama bunun yıllar alacağının farkına varır, billuriyeci eve dönmesi için para verebileceğini söylediğinde bunun yerine billuriyecinin yanında çalışmayı seçer.

2. Bölüm
Bir yıl billuriyecinin yanında çalışır, işler iyiye gider, Santiago billuriyeciyi yeni bir sergi tezgahı kurmaya ikna eder, talihin bize yardımcı olması için biz de ona yardımcı olmalıyız. Bu arada billuriyeci hayalini söyler; Mekke’ye gitmektir ama düşünü gerçekleştirmekten korkmaktadır çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim olmayacak der.

Sergi tezgahı açılır, satışlar artar, Santiago altı ay içinde sürüsünü ikiye katlayabilecek para kazanabileceğini hesaplar, kendisiyle gurur duymaktadır. İşaretleri de yorumlamakta olan Santiago çay servisi yapmayı önerir, billuriyeci kabul eder; öyle zamanlar vardır ki, insan hayat ırmağının akış yönünü değiştiremez. Çay servisi de çok başarılı olur, Afrika’ya geldikten sonra on bir ay dokuz gün geçmiştir, Santiago o gün Billuriyeci’ye gideceğini söyler, yüz yirmi koyun alabilecek parası vardır, Billuriyeci Santiago ile gurur duyduğunu söyler, ona kendisinin Mekke’ye gitmeyeceğini söyler, Santiago’nun da koyun almayacağını biliyordur, bunu ona Mektup söylemiştir.

Eşyalarını toparlarken Urin ile Tummin yere düşer, Santiago kralı hatırlar, yeterince parası vardır, artık piramitlere iki saat daha yakınlaşmıştır, çölü nasıl geçebileceğini öğrenmeye karar verir, bir ambara gitmeye karar verir.

Bu sırada İngiliz’in hikayesini öğreniriz. Hayatını Evrensel Dili bulmayı adamıştır, bunu Simyacı bilmektedir. Simyacı sonsuza dek yaşamın ve altın yapmanın gizemine sahiptir. En son simyacının iki yüz yaşında olup Fayyum Vahasında olduğunu öğrenmiştir, kervan ile oraya gitmeyi planlamaktadır. Santiago ile tanışır, o da Urin ile Tummin taşımaktadır.

Kervan yola çıkar, deveci ile hayat üzerine konuşurlar, herşeyi yaratan aynı olduğu için yitirmekten korkmamamız gerektiğini söyler.  İngilizle sohbet ederler, İngiliz kervana daha çok dikkat etmeye, Santiago’da daha çok okumaya karar verir. Santiago Yüce Nesneyi öğrenir, sıvı kesimine Ebedi hayat iksiri denir, yaşlanmayı engeller, katı kesimine Felsefe Taşı denir, altın yapmaya yarar.

Deveci birgün Santiago’ya şöyle der;
” Yaşıyorum… Ve bir şey yerken yemekten başka bir şey düşünmem. Yürüdüğüm zaman da yürüyeceğim, hepsi bu. Savaşmak zorunda kalırsam,ölüm şu gün ya da bugün gelmiş vız gelir tırıs gider. Çünkü ben ne geçmişte ne de gelecekte yaşıyorum. Benim yalnızca şimdim var ve beni sadece o ilgilendirir. Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun…”

Kervan, Fayyum vahasında çöldeki kabileler arasındaki savaş bitene kadar mola verir. Çöl ve vaha geleneğine göre tüm silahlar bırakılır. İngiliz oradaki Simyacı’yı aramaya koyulur. Vahada simyacıyı sordukları insanlardan biri de Fatima’dır, Santiago ilk görüşte ona aşık olur. Fatima aradıkları hastalıkları iyi eden adamın çölün güneyinde oturduğunu söyler. Ertesi gün İngiliz simyacıyı bulduğunu anlatır, simyacı ona kurşunu altına dönüştürüp dönüştüremediğini sormuştur, o da hayır deyince git dene demiştir. Bu arada Santiago ise Fatima’yı her gün kuyunun başında beklemekte ve hergün onunla görüşmektedir.

Santiago, deveciye atmacaları izlerken gözünün önünde bir ordu belirdiğini söyledi, deveci Tanrı’nın geleceği görmemize çok ender izin verdiğini öğrendiğini anlattı,bu ise sadece değişmek üzere yazılmış bir gelecek söz konusu olduğu zaman. Deveci,Santiago’yu kabile reislerine gönderir, reisler görüşürler ve silahların taşınmasına karar verirler, eğer kehaneti doğru çıkarsa Santiago her öldürülen düşman için bir altın alacaktır, doğru çıkmazsa ise kendisinin canı alınacaktır.

Kabile reislerinin yanından ayrıldığı sırada bir rüzgar çıkar, karşısında bir süvari belirir, bu süvari ona kehaneti ile ilgili sorular sorar, Santiago ondan korkmaz, süvari aslında Simyacı’dır ve Santiago’nun cesaretini sınavdan geçirmiştir, güneş battıktan sonra hala sağ ise yanına gelmesini söyler.

Ertesi gün kehanetteki gibi vahaya saldırı olur, kabile reisi Santiago’dan vahanın müşaviri olmasını ister. Santiago simyacıya gider, simyacı ona piramitlere ulaşmasında rehberlik yapacağını söyler,  Santiago artık hazinesini bulmak istememektedir, Fatima ile kalmak istemektedir, ama Simyacı hazine düşüncesinin tekrar ortaya çıkacağını ve içini kemireceğini söyler, Santiago hazineyi bulmaya karar verir. Fatima ile vedalaşır, yola çıkarlar. Simyacı ona Zümrüt Levha üstünde yazanı gösterir, ama çölde olduğu için en iyisi yüreğini dinlemektir. Santiago yol boyunca düşünür, yüreğini dinler.

Simyacı öğretmeye devam eder; “.. İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir şey oluyor. O zaman biz yürekler, giderek daha alçak sesle konuşmaya başlıyoruz ama asla susmuyoruz. Ve sözlerimizin duyulmaması için dilekte bulunuyoruz: Kendilerine çizmiş olduğumuz yolu izlemedikleri için insanların acı çekmelerini istemiyoruz.”

Yolculuk sırasında Simyacı ve Santiago esir düşerler, Simyacı kendisinin bir gezgin, Santiago’nun ise bir Simyacı olduğunu söyler. Oradan kurtulmaları için Santiago’nun gücünü ispat etmesi gerekmektedir, üç gün içinde rüzgara dönüşmesi gerekecektir. Üçüncü günün sonunda Santiago çöl ile konuşur, çöl kumlarını verir. Santiago rüzgar ile konuşur, rüzgar kumları havaya kaldırarak Santiago’nun güneşle konuşmasını sağlar, aşk’ı konuşurlar, Evren’in ruhunu konuşurlar, güneş onu herşeyi yaratan El’e ulaştırır. “Ve delikanlı Evren’in Ruhu’na daldı ve Evren’in Ruhu’nun, Tanrı’nın Ruhu’nun parçası olduğunu gördü ve Tanrı’nın Ruhu’nun, kendi ruhu olduğunu gördü.”

Komutan onları serbest bırakır ve yanlarına onlara yardım etmeleri için bir Muhafız takımı verir. Bir manastıra kadar onlarla gelirler, orada Simyacı kurşunu altına çevirir, altın parçasını dörde böler birini manastırdaki keşişe verir; seyyahlara gösterdiği cömertlik için. Keşiş’in “bu cömertliğim çok  ötesine giden bir şükran ifadesi demesine karşılık Simyacı böyle konuşmamasını söyler yoksa hayat söylediklerini duyabilir ve gelecek sefere daha azını verebilir der.

Diğer parçayı Santiago’ya verir, birini kendine alır, sonuncuyu da keşişe verir, eğer Santiago’nun ihtiyacı olursa ona vermesini söyler.” Bir kere olan bir daha asla tekrarlanmaz. Amma velakin iki kere olan mutlaka üçüncü defa da olacaktır.”

Piramitlere 2,5 saat kala Simyacı ile ayrılırlar, Santiago yüreğini dinler, ağlayacağı yerde hazinesinin gizli olduğunu söyler yüreği, Piramitleri gördüğü anda gözlerinden yaş boşanır, yaşların damladığı yerde bir böcek görür, Tanrı’nın simgesi olan bu böceğin olduğu yere kazmaya başlar, kazar kazar birşey bulamaz, birkaç adam gelir, ne aradığını sorarlar, üzerindeki altını bulurlar ve onu döverler, hikayesini anlatır, adamların reisi gelir ve delikanlıya şöyle der;
“Ölmeyeceksin, yaşayacaksın ve insanın bu kadar budala omaya hakkı olmadığını da öğreneceksin. Şimdi senin bulunduğun yerde, bundan iki yıl kadar önce, üst üste aynı düşü gördüm. Düşümde İspanya’ya gitmem, çobanların koyunlarıyla birlikte içinde uyudukları, ayin eşyalarının konulduğu, yerde büyümüş bir firavuninciri bulunan yıkık bir köy kilisesi aramam gerektiğini görüyordum, ve bu firavunincirinin dibini kazarsam gizli bir hazine bulacakmışım. Ama sadece aynı düşü iki kere gördüğüm için çölü geçecek kadar budala değilim ben”

Santiago geriye döner, hazineyi bulur, Fatima’ya ulaşmak için yola çıkar ve kitap son bulur.

Özellikle vahada sonrası son derece heyecanlı ve büyüleyici olan bu kitap, Yahudilikten, Müslümanlıktan ve Hristiyanlıktan parçalar içeriyor. Özellikle Mevlana’nın tüm evrenin bütün olduğu inanışı da yer alıyor. Benim için en önemli kısmı Deveci’nin anı yaşamakla ilgili konuşması oldu.

 Geri